Bitti ama ben de bittim…

•June 2, 2007 • Leave a Comment

Biliyorum son haftalarda hiç yazmadım, derse gelsem bile yazmadığım oldu. İlginçtir unuttum resmen ya! Sanırım mezun olmaya çalışmak beni biraz fazla yordu ve hala da yormaya devam ediyor. İşte sebep bu…

Biliyorum zamansız ama kapanış olmadan hiç bir manası olmaz bütün dönem yapılanların. Tıpkı bir ders planı gibi bunun da güzel bir özet, kapanış kısmı olmalı değil mi? :)

Bu dersten en önemli çıkarımım ve aklımda en çok kalan söz, ”birşey öğretilebiliyorsa oynanabilir” oldu. Evet, dersin ürünü olan sunumları gördükçe de bu sözün doğruluğu kanıtlanmış oldu. İlk gün konular seçilirken ”vallaha da bu konulardan oyun çıkmaz” diye düşünmüştüm. Ama çıkıyormuş. Sadece yaratıcılığımızı serbest bırakmamız gerekiyormuş.

Herkese teşekkürler, hepiniz bana ilham verdiniz…

Saygılar, sevgiler…

Artık oyun oynamayacak mıyız yani:(

•April 19, 2007 • Leave a Comment

Şimdi oyun oluşturmaya başlamak çok güzeldi, tamam kabul ediyorum. Hatta bunu yaparken de bir derece haz alacağımız konusunda da şüphem yok. Yeni bir şey yaratıyoruz sonuçta. E bu gerçekten haz verici birşey. Beyin fırtınası, havada uçuşan fikirler, yavaşça şekillenen bir ”eser”… Bunların içinde bulunmak güzeldi.

Hatta bir ara kendimden ve grup arkadaşlarımızla oluşturduğumuz ‘’sinerji” den korktum:) Bizi iyi niyetler için kullanmalılar yoksa biz bu dünya için zararlı olabiliriz, yarattığımız tasarım harikası robotlarla bu dünyayı ele geçirebiliriz bile. Heh hee…

Amma ve lakin, artık derslerde oyun oynamayacak mıyız sorusu takıldı aklıma bir kere. Sormak istiyorum, artık oyun oynamayacak mıyız???

Tamam biliyorum yarattığımız oyunları sınıfta oynayacağız ama o oyunlar tam anlamıyla yaratılıp oynanacak hale getirilene kadar beyin fırtınasıyla geçecek olan dersler bana şu anda buradan çok zevkli gelmiyor nedense.

 Yine de hayırlısyla oyun yaratımı sürecinizi kutlarım arkadaşlar. Başarılar dilerim.

Herkese sevgiler, saygılar…

•April 13, 2007 • 1 Comment

Imogen Heap – Just For Now (live at Studio 11 103.1FM)

Herkesin duymasını istediğim mükemmel bir ses

•April 13, 2007 • 1 Comment

Pinhani – İstanbul’da

İstanbul’dan gitmeme yardımcı olacak bir şarkı…

İp oyununu oynayabildiğimiz ders

•April 4, 2007 • Leave a Comment

İp oyunu şu açıdan yararlı oldu: Yaptığımız her işte, en basitinden beraber bir üçgen oluşturma bile olsa, koordinatöre ihtiyaç duyuyoruz. İşbölümüne iletişime ihtiyaç duyuyoruz. İp oyununda konuşmaya izin verilen safhada gözüm kapalı da olsa birşeylerin ters gittiğini hissetmemek elde değildi. Her kafadan bir ses çıktığını duyabiliyordum. Bu duruma el koymak benim de aklımdan geçti ama sadece çıkan fazladan sesleri arttıracağımı düşündüğüm için susmayı tercih ettim ve itaat etmeye karar verdim. Derste hocamızın söylediği gibi bir işi yapabilecek insan sayısından fazlasına verirseniz işin yürümesi daha da zorlaşır. Aynen bu ip oyununda olduğu gibi iş yavaşlar ve hatta  başarısızlığa sürüklenebilir.

Aslında böyle oyunları sevmiyorum. Yani bir yada iki kişinin aktif olduğu veya olması gerektiği oyunları. Çünkü geride kalanlar sıkılıyor. Bunu bu oyunda bir kere daha gördüm.

Herkese sevgiler, saygılar…

Demotivasyonnnn:(

•March 30, 2007 • 1 Comment

Blog yazma konusunda taaamamen demotive olmuş durumdayım…Motivasyonu bilmem ama demotivasyon hissi konusunda iyi bir dersti. Samimiyet işte budur. Zaten ben kiiim koskoca hocaya ilham vermek kim:)

Duyurulur.

Sevgiler, saygılar…

PS: Dersteki oyunlar hakkında yine de yazmaya devam edicem ama bundan sonra ne kadar samimi olabilirim onu bilemem. Blog tartışma kısmının da dersten çıkmasını bu şekilde devam edecekse tamamen destekliyorum. Reklam peşinde değilim o yüzden bu konudan bahsedilecekse adım geçmesin sınıfta lütfen:) Burdan okuyan olursa okusun artık.

PPS: Hocam eleştiriye açık olduğunuz için teşekkür ederim.

23 Mart, güzel bir dersti benim için…

•March 28, 2007 • 1 Comment

 

 

Ben kendimle ilgili ve sınıfla ilgili birşeylerin farkına vardım bu derste oynadığımız birinin yaptığını yapma ile ilgili oyunlarda. Bu 85 kişilik sınıf bana biraz soğuk geliyor, birbirimizle yeterince kaynaşmadığımızı hissediyorum. Birbirini tanıyanlar insanlar var tamam ama sınıfın bütünlüğünü sağlayacak, herkesin bu grup içinde rahatlayabilmesini sağlayabilecek fazla alıştırma yapmadığımızı düşünüyorum. Hatta bu duruma hocam siz de dahilsiniz. O kadar oyun oynuyoruz güya ama sizin bizden dışarda kalmanız, bize yeterince katılmamanız beni rahatsız ediyor. Halbuki sizin de içinde, ama gerçekten içinde bulunduğunuz tanışma aktiviteleri, oyunlar sınıfın havasını bence bir anda değiştirecektir ve herkes rahatlayacaktır.

 

Derste de sözünü ettiğimiz gibi yaratıcılık böyle soğuk ortamlarda körükleniyor ve kendimizi ifade etmeye korkuyoruz çünkü kendimizi gruba ait, gruba kabul edilmiş hissetmiyoruz ve yapacaklarımız yargılanacakmış gibi stres oluyoruz. Belki de sebep budur.

 

Gelelim benim bu oyunlar sırasında hissettiklerime…Köşedekilerin yaptığını tekrarlama oyununda köşedekilerin çoğunlukla stres olduğuna sanırım hepimiz şahit olduk. Onlar stres olunca şahsen ben daha fazla stres oldum. Ortaya atılıp ”Amaaaan niye sıkılıyorsun ki yap işte içinden geleni niye çekiniyosu?” diye bağırmak geldi içimden. Hatta ”of ben gideyim köşeye bir şeyler yaptırayım da şu gerginlik geçsin” diye düşündüğüm oldu yani:) Tamam belki çok orjinal fikirler olmayabilirdi yaptıracaklarım ama en azından rahatça sıramı savardım:)

 

Benim aktif olarak rol aldığım ortaya atılıp herkesi parmağında oynatma oyunu ise benim açımdan çok güzeldi. Bilmem sizler ne düşündünüz orada o hareketleri yaparken ama ben çok eğlendim. Ve orada yaptığınız saptama çok doğruydu hocam. Kimsenin ne düşüneceğini, ne tepkiler vereceğini hesaplamadan attım kendimi ortaya diyelim:) Belki de ben daha önce buna benzer ortamlarda ortada olmaya alışık olduğum için rahattım ama çoğumuz sınıfın sıcaklığını hissedemediği için bence ortaya atılamadı. Halbuki birbirimizin yanında rahat olmayı öğrenebilseydik hepimiz birer dansçı olabilirdik orada bence:)

 

Ben herşeye rağmen beni kabul ederler sanırım, beni seven böyle sevsin diye düşündüm. Bence hepimizin güzel taraflar, başarılı olduğu taraflar var. Keşke hepimiz kendimizi salabilsek ne cevherler çıkar ortaya, adım gibi eminim:)

 

Sevgiler…

 

 

 

•March 14, 2007 • Leave a Comment

 

Neden bilmiyorum bu hafta aklımda oynadığımız oyunlardan başka bir çıkarım kalmadı aklımda. Aslında daha önce de yazdığım gibi, herşeyi, özellikle de benim için önemli olan vurucu, anlamlı fikirleri unutmamak için not almaya özen gösteririm. Ama bu hafta oynadığımız oyunlardan başka bir not almamışım. Birşeyler eksikti bu hafta ama neydi eksik olan? Şu an onu düşünüyorum…

Şöyle bir bakalım. Hop diye bağırıp dokunma oyununda biraz gıcık olmuştım birinci olan gruba:) Bizim gruptakilerin yavaşlığı beni üzmüştü. Belki de en yavaş olanları bendim bilmiyorum ama kazanan ve ya kaybeden olan oyunları sevmiyorum sanırım,özellikle de kaybedince… Bu oyundan ve o sırada hissettiklerimden bunu anladım şimdi üzerinde düşününce.

Bahçede oynadıklarımızdan da aksilikler yüzünden zevk alamadım ve konsantre olamadım sanırım. Halbuki çok güzel oyunlardı zincir olma, donma, ve ip oyunları. Aslında uygun bir zmanda ve uygun bir yerde tamamen oyuna ve hissettiklerime konsantre olarak tekrar oynamak isterdim. İşte o zaman daha verimli olurdu ve burda daha çok şey yazabilirdim.

Bir de o dersten grup olmaya çalışma stresi kaldı aklımda. Grup çalışmalarında ağzı yanmış biri olarak kaygımı ne olur mazur görün.

Son olarak bir öğretmende olması gereken ve olmaması gereken iki şey yazmak istiyorum. Olması gereken kendini değil öğrencileri düşünmek. Olmaması gereken ise aşırı duygusallık. Bunları bu haftaki staj tecrübeme dayanarak yazıyorum. O yüzden haftaya da birşey yazın dense, eminim farklı şeyler yazarım ama şu an taze anılarım bana bunları yazdırdı:)

Herkese sevgiler…

İkinci ders

•March 8, 2007 • Leave a Comment

 

Bloglara göz gezdirirken Serena arkadaşımın oyunları sınıfında ve branşında nasıl kullanabileceğini düşünüp yazdığını gördüm ve çok hoşuma gitti. Fikirleri için kendisine teşekkürler ve zaten onunla tartışacağımıza eminim:)

 

Yalnız benim burda eklemek istediğim şey oyunun eğitimde işe yaraması için illa tanım öğretmek ya da sembol ezberlettirmek gibi bir kazanımı amaç edinmemize lüzum olmadığıdır. Staja gittiğim okullarda ya da proje kapsamında etkinlik yapma şansı bulduğum okulda, eğitim sistemimizin insanın hayatının her anında işine yarayacak bir konuyu göz göre göre göz ardı ettiğini farkettim, ki bu konu sosyal beceriler konusu.

 

Mesela birbirini dinlemek, karşındakini övebilmek, yardımlaşmanın önemi, grup çalışması, yada toplum önünde konuşabilmek… Bu becerilere daha birçoğu eklenebilir. Bu becerileri öğrencilerimize kazandırmayı hedefimiz haline getiremedik henüz ve bunu acısını biz öğretmenler çekiyoruz ve çekmeye devam edeceğiz.

 

İşte oyunlarla bu becerileri sağlamak çok zevkli olmaz mı? Bunun üzerine yazılmış çok güzel kitaplar var ve bir ders için ben bu konuda kağıt hazırlamıştım ve işte o zaman kafama dank etmişti, bizde işte bu eksikti ve bence bu daha önemliydi matematikten ve kimyadan. İlk önce bunları öğretmeliydik…İnsan olmayı…

 

Sınıfta bu hafta oynadığımız oyunları düşününce öğrencilerin bu oyunlarla sosya eçıdan ve kişisel gelişimleri açısından kazanacakları özellikleri de düşündüm Serena’nın yazısını okuyunca. Sırtlarımıza şekil çizdiğimiz oyun mesela. Sınıfta da konuştuğumuz gibi oyunu oynadıktan sonra üzerine iletişim konusunda bi tartışma yapılırsa öğrencilerin iletişime ve arkadaşlarına bakış açılarının değişeceğini söyleyebilirim. Algı ve yorum farkını somut olarak bu oyunda görecekler ve buradan insanların farklı özelliklerine saygı duymak gerektiği konusuna kadar uzanan bir konuşma gerçekten faydalı olacaktır.

 

Diğer bir oyun, ortada dolaşıp karşılaştığımız insana deneyimi tanımlamak ve onun tanımını dinlemek… Bu oyundan da sosyal beceriler adına kazanacaklarını göz ardı etmemek gerek. Birbirini dinlemek, onun fikrine değer vermek, sahip çıkmak ve insanlarla göz temasından kaçınmamayı öğrenmek… Sizce bunlar göz ardı edilecek kazanımlar mı?

 

Özetlemek gerekirse, oyunları tabi ki de ders kazanımlarıyla paralel kullanarak dersi daha zevkli kılmak mümkün ama, bir küçücük oyunla sosyal becerilerine katkıda bulunabilmek bana çok daha önemli geliyor.

 

Herkese sevgiler, saygılar…

Dersimiz oyun:)

•March 1, 2007 • Leave a Comment

 

Bir belgesel izlemiştim TRT-2′de, adı ”Hayat Akarken”di. Kozayağı Köyü İlköğretim Okulu’nu anlatıyordu. Hatta izlediğim tarihi bile verebilirim. 24 Ocak 2007…

 

Beni tanıyanlar genelde unutkan olduğumu bilirler ve bunu nasıl hatırladığıma şaşırabilirler ama şaşırmayın, öyle etkilenmiştim ki okuldaki öğrencilerden ve öğretmenlerden, not etmek istemiştim gördüklerim ki iyi ki de etmişim. Tıpkı derste söz ettiğimiz gibi yazmak, güzel anıların ve fikirlerin uçup gitmesini önleyen bir hayat kurtarıcı bence. Hergünün elimizden uçup giden değerli bir kum tanesi olduğunun yeni farkına varıyorum ve o yüzden artık herşeyi yazıyorum.

 

Şimdi de o okulu neden hatırladığımdan bahsetmek istiyorum. Bir matematik dersi… Öğrenciler önlüklerine bi kağıt iğnelemişler ve herbirinin üzerinde bir rakam yazıyor. Bir kişi de ebe olmuş, gözleri bağlanmış. Rakamlar etrafta kaçışıyor, ebe de onları yakalamaya çalışıyor. 2 kişiyi yakalıyor, yanyana geçen öğrenciler 2 basamaklı bir sayı oluşturmuş oluyor ve bu sayıyı ebe tahtaya not ediyor. Ardından başka bir 2 basamaklı sayı yakalıyor.(!) Sonra da bu iki sayıyı topluyor. Ebe her işlemden sonra değişiyor. Öğrencilerin neşesi ve işlem yapma heveslerini siz de görmeliydiniz.

 

Başka bir sebep o okulu hatırlamamda, koridorundaki büyük sek sek oyununa benzeyen çizimdi. Öğrenciler 1 den başlayarak zıplaya zıplaya sayı sayıyorlardı ve orda oynamak, sayı saymak için sırada bekliyorlardı. Düşündüm de ben de olsam ben de beklerdim:)

 

Bunları gördükten sonra, işte, dedim, bana matematiği böyle öğretmiş olsalar, kesin başka biryerlerde olurdum:) Sonra öğretmen olduğum için şanslı olduğumu düşündüm, çünkü öğrencilerime dersleri oyunla zevkli ve anlamlı hale getirirsem, bari onlar benim olamadığım yerlerde olurlar diye sevindim:) Umarım başarırım…

 

Bizim ilk dersimize gelince… ”Zihin eğlenceli tarafa kayar.” demişti İnanç Hocamız. Bu ilk derste de bir daha gördüm ki, oyunla derslerimizde hem öğrencilerin zihinlerini taze ve açık tutabiliriz, hem de sosyal baskılardan sıyrılmı, rahat ve samimi ortamlar yaratabiliriz. Şahsen en iyi öğrenmeyi ben böyle ortamlarda gerçekleştirebiliyorum ki çoğumuz da öyleyizdir sanırım.

 

”Oyuna devam…” Işılay’a selam…

Sevgiler…